PKK’nin silahli mücadeleyi baslattigi 15 Agustos 1984‘ten bu yana 24 yil geçti. Bu süre zarfinda Kürd’ü ve Türk’üyle herkes çok agir bedeller ödedi. Ayrica çeyrek asirdir devam eden silahli mücadele süresince ülkemizde ve bölgemizde oldugu gibi dünyada da çok sey degisti. Buna ragmen bu savas sona ermedi.
Bu yazimda Kürtlerin tarihinde çok önemli bir yeri olan ve ‚dirilis bayrami‘ olarak da kutlanan 15 Agustos eylemini-kisaca- degerlendirmek istiyorum.
Bugün 15 Agustos’u ve silahli mücadeleyi anlayabilmek için herseyden önce PKK’nin ortaya çikis sürecine ve o sürecin özelliklerine bakmak gerekiyor.
PKK’nin ortaya çikisi Türkiye’de köklü degisimlerin yasandigi 1960’li yillarin sonlarina tekabül ediyor. Yukarindan inme hizli bir kapitalistlesmenin dayatildigi, toplumun –hizla- çözülmeye zorlandigi, ekonomik-sosyal ve siyasal alanda kaosun yasandigi o dönemde Türkiye, yasamin her alaninda sarsici etkileri olan yeni bir ‘sok’ dalgasiyla karsi karsiya kalmisti.
Eski ile yeni deger yargilari , ilerici ile gerici düsünce akimlari, sefahat arayislari ile sefalet yakinmalari iç içe geçmisti. Köyler bosalmis, sehirler dolup tasmisti. Yoksulluk ve issizlik artmisti. Yarinindan emin olmayan, umudunu yitirmis kesimler çogalmisti. Çözülen geleneksel degerlerin yerini de radikal talepler almaya baslamisti.
Kapitalist gelismenin asil sarsici etkileri ise Kürdistan’da yasanmisti. Kapitalizm burada da birçok seyin yani sira ‚Kürt ulusalciligini‘ da tetiklemisti. Kürtlerde ulusal bilinç hizla gelismisti. 1970’li yillarin ortalarina gelindiginde tarih, Kürdistan tarihinin en önemli gelismelerinden birine taniklik etmisti. Kürt aydinlanmasi patlak vermisti. Kürt ulusalciligi yükselise geçmisti.
Bu gelisme karsisinda Türk devleti yeniden siddete yöneldi. Siddet, burjuva demokratik sürecini tamamlayamamis, hatta bildik manada bir devlet bile olamamis Türk devletinin elinden gelen tek seydi. Bu ayni zamanda sistemin temel özelligiydi.
Türkiye daha 12 Mart1971 darbesiyle toplumsal gelismenin önünü siddetle kesmeye girismisti. Dönemin Genelkurmay Baskani Memduh Tagmanç ,‘sosyal gelisme ekonomik gelismenin önüne geçti’ diyerek, bu gerçegi itiraf da etmisti.
Tepeden inmeci kapitalist kalkinma modelinin yarattigi sorunlarla sarsilan Türk devletinin, toplumsal gelismenin bu yeni boyutunun ortaya çikardigi sorunlari çözme niyeti yoktu. Böyle bir düsünceye sahip degildi.
Hele hele Kürt aydinlanmasini ‘yumusatarak’ sistem içinde tutmaktan yana hiç degildi. Aksine toplumsal gelismeleri zor kullarak kontrol altina almak, Kürtleri bastirmak, sistemini çiplak zorla yasatmak istiyordu. Devlet, zordan baska bir sey bilmiyor, zordan baska bir seyi düsünmek bile istemiyordu.
Bu nedenle Kürtleri sistem içinde tutmayi degil, ‘daga sürmeyi’ tercih etti. Kürt aydinlanmasinin
önünü silahla ve kanla kesmeyi ‘milli politika’ olarak benimsedi. Bu amaçla Kürtleri ezmeye ve asagilamaya hiz verdi. Kürtleri daga sürmek 12 Eylül 1980‘de yapilan askeri darbenin en önemli gündem maddesiydi. Cunta bu yüzden Kürdistan’da vahsi bir terör estirdi.
Ne var ki Kürtleri sistem içinde tutmak, onlarin demokratik haklarini kullanmalarina olanak vermek yerine ‚daga çikmaya‘ zorlayan devletin plani geri tepti. Kosullar PKK’yi harekete geçirdi.
PKK de diger Kürt olusumlari gibi ‚aydinlanma sürecinin ürünü‘ bir partiydi. O da birçok Kürt örgütü gibi çözümü ‚namlunun ucunda‘ görmekteydi. PKK’den çok önce de bazi Kürt örgütleri ‚silahli mücadele‘ karari almis, bu amaçla Filistin ve Lübnan’da binlerce gerilla bile egitmislerdi.
Ancak askeri cuntanin vahsi terörü bu örgütlerin birçogunu sindirmeye yetmisti. Kürt halkinin Türk devletine olan öfkesi kabarmis, kini yükselmisti. Vahsi bir barbarligin egemen oldugu 12 Eylül kosullarinda ‚silahli mücadele‘ tek seçenek haline gelmisti.
PKK, halkin öfkesini ve tepkisini arkalayarak devlete anladigi dilden karsilik verdi. Bu sayede kisa sürede de yükseldi. Zamanla Kürdistan‘da hem devletin otoritesini geriletti hem de Türk devletine Kürtlerin varligini kabul ettirdi.
Tabii ki PKK’nin ortaya çikis süreci bu kadarla sinirli degil. Nesnel süreçle ilgili bir dizi iç ve dis etmen vardir. Soguk Savas da bunlardan biridir. Fakat o dönemin özelliklerine bakmadan, yakin tarihi önümüze koymadan ‚‘PKK’yi Ergenekon kurdu‘, yok, ‘MIT kurdu‘ demek, komplo teorileri üretmek maksatli degilse bile saçmadir.
Hiçbir halk hareketi hele hele PKK’nin öncülük ettigi sekliyle siddetli ve yaygin bir halk isyani birileri istedi diye baslamaz. Ayrica alt yapisi olmayan hiçbir öznenin gelecegi de olmaz.
Bugün, ‚PKK’yi MIT kurdu‘ yok ‚Ernegekon kurdu‘ demek, Kürt halkinin hakli özgürlük kavgasini karalamak, Türkiye’nin irkçi,inkarci ve imhaci sistemini aklamaya çalismaktir.
Sistem 80 kusür yildir halklara karsi isledigi bütün suçlari üç-bes ayakçisi ve tetikçisinin merkezinde oldugu Ergenekon‘a, onun üzerinden de PKK’ye yüklemektedir. Bazi Kürtler de bu amaca alet edilmektedir.
Bugün Kürt sorunun yaratan PKK degildir. Aksine PKK’yi yaratan Kürt sorunudur. Her nesnel süreç kendi öznesini yaratir. Türkiye’nin mevcut sisteminden, bu çalkanti ve çeliskilerden bir savas çikacakti. Yasanmasi gereken yasanacakti. Kürt halki da kaçinilmaz bir biçimde bir Abdullah Öcalan, bir Mazlum Dogan, bir Mahsum Korkmaz vd. yaratacakti.
Bundan kaçis yoktu. Kaçis yoktu ama bu savas bu kadar kanli ve kirli de yasanmayabilirdi.
Ne yazik ki kin, nefret, öfke, rant ve iktidar hirsinin egemen oldugu her savasta oldugu gibi bu savasta da fatura agir oldu. Ama bugün çok farkli bir nesnel süreç var. Aradan geçen sürede çok sey degisti. Kürt sorununun ihmayla oldugu gibi silahli mücadele yöntemiyle de çözülemeyecegi anlasildi. Sorunun silahli zeminden siyasal zemine tasinmasinin imkanlari da çogaldi. Zira, bu sürede Türkiye, Kürdistan, Ortadogu ve dünyada radikal degisimler yasandi. Çeliskiler yumusadi,entegrasyon hizlandi. Uzlasma olanagi düne nazaran daha çok artti .
Bugün artik hem Kürtlerin hem de Türklerin 24 yildir süren savasin muhasebesini yapmalari ve bazi dersler çikarmalari gerekiyor. Bu noktaya nereden, nasil ve neden gelindigine objektif olarak bakmadan, saygin kisilerden olusturulacak 'arastirma komisyonlari' araciligiyla olup biteni arastirip açiklamadan, psikolojik savas yöntemleriyle faturayi sadece Kürtlere kesmek, ikrçi ve imhaci sisteme destek vermektir.
Bu da çözüme degil çözümsüzlüge hizmet edecektir.